Yaralı...
İncinen ruhumuzsa, varlığımızı bütünleyen diğer başkaca neyimiz var neyimiz yok; kin, hırs.. , bizi biz yapan, bizi "insan" yapan her şeyimiz, işlediğimiz suçlar, kirlerimiz.. Hepsi hükümsüzmüş! Hepsi.. diğer yüzüyken benliğimizin, bu yaralı, biricik ruhun karşısında beliren...tüm bunları insanda alacalı bulacalı, birbirine karışık hâlde bulmak, ayırt edememek ve bunların o yaralı ruha maske olması bir zaman sonra, ne acı bir umutsuzlukmuş!
Suçlayamazsın ki şimdi onu, o böyle hissetti bir zaman... Ama asıl önemli olan, hissedilenin yargısından önce; bunu dile dökmek istendiğinde, kelimelerimize sızan anarşist haklılık duygusu: "ben". Bu yüzden kimse bilmeyecek gerçekte, bir insan ne kadar günahkârdı ya da haklıydı bir işte, haklıyım derken...ve demezken de! ve hattâ ne demekti tüm bu anlatılanlar...
Keşke diyorum, insanî bir duygu taşıyan ya da daha doğrusu nefsî bir kaçışa öykünen kelimelerimin, -olmuşsa şayet ki olmuştur- işte bunun dışında; bu "ruh kırgınlıkları"nı, ama gerçek, esaslıca derin ruh yaralarını anlat(a)madıkları zaman yüzleri kızarsa... ya da ne bileyim, burunları uzasa?! Böylece kelimelerimi sana göndermezden evvel, o kendini düşünen..kızgın, alıngan, zaman zaman bencil olabilenlerini tecrite itekler, sana saf, katışıksız ruh kıvranmalarımı yollayabilirdim...




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder